Tuesday, 12 July 2011

dalgın dudu - ümit ünal




















dudu dalmış oturuyor
gözleri duvardaki bir lekede sabit
aklından neler geçiyor
bilemem elbet
çok derin mevzular olmasa gerek
kuru mama, su, balkondaki kumun
bu havada nemli soğukluğu
şu geçen martı camlardan

ne sanıyor acaba martıları,
araba seslerini, bağrışan çocukları,
dudu zihninde martının adı ne?

kutuda gittiği ve nefret ettiği veterineri saymazsak
dört yıllık hayatını şu evden hiç
çıkmadan geçirdi dudu
evin her köşesini
her eşyayı benden çok daha iyi tanıyor olmalı
yalnız hala kapı zilinin sesine
asansörün gürültüsüne alışamadı
kapı çalınca gelen bir dost yüz de olsa
dolabın tepesine fırlıyor
ne olur ne olmaz, ya onu yemeye geldilerse?

gözleri duvardaki lekede sabit
korkularını düşünüyor olabilir mi?
açlık ne kötü bir de yalnızlık
bu adam ölürse bana kim bakar?
ya ben de ölürsem bir gün?
bu güzel duman rengi tüyler,
bu bal gözler, bu zerafet
boşa mı hepsi? bitecek mi birgün?

sehpanın köşesine ilişmiş
bunları düşünüyor dudu
ya da düşünmüyor put gibi duruyor sadece
mısırlı atalarından kalma
en ciddi ve zarif pozuyla

bazen ona bakıp üzülüyorum
daha kaç yıl birlikteyiz acaba
yedi? sekiz? on? kedilerin
kısacık ömürleri hemen yaşlanıyorlar
belki de onu her zil çalışında
dolabın tepesine kaçıran
bu bilgidir

kahvaltının sonu, çayın son yudumu
duvara bakıp dalmış duman rengi bir kedi
kediye bakıp dalmış kır saçlı bir adam
karbon bazlı iki canlı, çok hücreli, omurgalı
ikisi de memeli
genlerinin çoğu aynı olan
bir dişi bir erkek hayvan

bizi farklı kılan şey
duruşumuz, oturuşumuz,
yediklerimiz, sevdiklerimiz,
düşüncelerimiz, korkularımız değil
bütün bunlara verdiğimiz anlam

1 Nisan 2011