Annem çeyrek asırdır oturduğu evden taşınıyor. Kardeşimle birlikte evi toplayıp eşyaları elden geçirirken 40 yıl önce yazdığım bir mektubu bulmuşlar. Teyzem'in afişini katlayıp arkasına yazmışım aşağıdaki mektubu.
Teyzem'i profesyonel manada başlangıç kabul edersek bu yıl sinemada 40. yılımı kutluyorum. Nereden nereye, diyeceğim ama aslında aldığım dev bir mesafe de yok. Şimdi artık yakınlarımızla birbirimize mektup yazmıyoruz, görüntülü konuşuyoruz sık sık. Bir yeri bilmiyorsak Google'dan bakıp bulmamız an meselesi. Eskisi gibi peşpeşe filmler yapamıyoruz, filmlerin arası açıldı, film yapmak çok zorlaştı. Onun dışında "mali zorluk" vb dertler aynı. El yordamıyla bir şeyler yapan, dev hayalleri olan, fareli ama Kızkulesini gören bir evin bir odasında oturan bunları yazan çocuğu hayal ediyorum. Dün gibi:
9 Ekim 1986 - Cihangir
Mektubunuzu biraz önce aldım. Sanırım bana yolladığınız bir mektup postada kayboldu. Zeytinköy’e taşınma kararınızı bildiren bir mektup almadım. Bir gün birden Ayşegül’den “lojmanın 40metrekare olduğunu” bildiren bir kart aldım. Ne lojmanı derken, sizden bir mektup geldi Zeytinköy’den bahseden. Ama neresi olduğunu hala bilmiyordum. Şu son mektuba kadar merak içinde kaldım. Neyse, demek Selçuk’un köyüymüş.
Ben iyiyim. Bu ay bir parça mali zorluk çekmeye hazırlanıyordum. Bankadaki paranın tümünü bitirmiştim. 20 bin falan kalmıştı. Aybaşında ev kirasını veremedim. Para bulmayı düşünüyordum... ki, Ertem Bey imdadıma yetişti. Yazdığımız senaryonun ücretinin yarısını verdi. Onun usulü böyleymiş. Film bittiğinde asistanlık ve senaryo ücreti olarak 1 milyon lira alacağım. Şimdi 250 binini aldım. Pazartesi’den Cuma’ya her akşam onun evine gidip çalışıyoruz. ManAjans’ta reklamcılık yapan bir çocuk da bizim ekipte. Ben senaryo ekibine “misafir sanatçı” olarak çağrıldığım halde şimdi asıl yazar oldum. Jenerikte senaryo yazarı olarak benim adım geçecek.
Film yarın bitiyor. Müzik ve efekt miksajına gireceğiz. Sonra da yetişebilirse ayın 19’unda Antalya Film Festivali’ne gidecek. Ekim sonu ya da Kasım’da piyasaya çıkacak. Bu da afişi. Geçen gün mektuplardan birinde “fuarda beni oynayan kadını gördük” gibi bir cümleye rastladım. Sizden isteğim filmi bizi anlatan bir öykü olarak izlememeniz olacak. Filmin gerçek olaylarla ilgisi, afişin tepesindeki “bu yaşanmış bir hikayedir” yazısına rağmen benim teyzemin olayından etkilenip ilginç bir malzeme olabileceğini düşünerek öyküde kullanmam. Kişiler de eni konu benziyor ama bizim ailemiz gibi düşünmeyin. Zaten filmi izleyince bunu siz de farkedeceksiniz ya…
Şimdi evdeyim. Saat 17.30. Hava kararmaya yüz tuttu. Kızkulesi ışığını yaktı. Vapurlar da yanık ışıklarıyla geçiyorlar. Bir saat kadar sonra çalışmaya gideceğim. Çalışma dediğim, oturup saatlerce sohbet ediyoruz, üç-beş satır da senaryo yazıyoruz. Aralık’ta filmi çekeceğiz.
İşte böyle... Oraya ne zaman gelebilirim bilmiyorum. Çok istiyorum ama. Bana sık sık yazın. Kıza yazın, o da sık yazsın. Adresini göndersin, belki Ankara'ya giderim bir hafta sonu. Sevgiler.
Ümit
*"Ertem Bey" tabii ki Ertem Eğilmez, yazıyoruz dediğim senaryo Milyarder. "Reklamcılık yapan çocuk" rahmetli Sait Aytemur. Bitmek üzere olan film Teyzem. Bana yazsın dediğim "kız", kardeşim Ayşegül.